
18 Kasım 2012 Pazar
Fırtına

4 Ocak 2012 Çarşamba
Sanat Ocak(ı)
Maya takvimi bitiyor, dünyanın sonu geliyor derken 2012′ye attık kendimizi sağ salim. Konu ile ilgili çok beğendiğim bir karikatürü de paylaşmadan edemeyeceğim ![]()

Aralık ayında Devlet Tiyatrolarında izlediğim Sidikli Kasabası, “merak ettiğim kadar varmış” dedirtti. Gerçek anlamda bir müzikal “Sidikli Kasabası”, sosyal mesajı insanlar gözüne daha az soksaydı keşke dedirtsede performans o kadar iyiydi ki oyunu zevkle izlettirdi. Su sorunu üzerine yoğunlaşan ve bu sorun üzerinden yapılan hesapların çarpıklığı üzerine kurgulanan, eğlendirerek insanlara sorunu aktaran bu keyifli müzikal sezonun mutlaka izlenmesi gerekenlerinden.

Bakırköy Belediye Tiyatrosunun Aralık ayında kapalı gişe oynadığı “Külhanbeyi Müzikali” ayın bir diğer güzel oyunuydu. Oyuncuların genel itibari ile iyi performası, eski zamanların kokusu ve kostümler bir araya gelince yarattığı atmosfer insanı oyunun içine alıyor. Kalabalık sahnelerdeki rol çalmalar bazen oyunun akıcılığını sekteye uğratsada verdiği rahatsızlık oyunun yanında küçük kalıyor. Performanslar ve oyun karakterlerine yerleştirilen ironik dönem özellikleri oyunun en güzel kısımları. Bir de “Kardeşlik Yemini”… Bir kez daha izlemek istediğim oyunlardan.
Bu ay tiyatroda …
Devlet Tiyatrolarında Antigone, İstanbul Şehir Tiyatrolarında Binali ile Temir ve CAN.
6 Ocak Cuma 20:00′de AkSanat’ta sahnelecek olan CAN, Genco Erkal’ın Can Yücel’in şiirlerinden uyarladığı bir oyun ve Kemal Kocatürk oynuyor.
Seminer ve Atölyeler
Merih Akoğul’un Ak Sanat’ta gerçekleştirdiği söyleşilerden Oyunculuk Sanatı, 11 Ocak’ta. Söyleşisinin konuğu Taner Birsel.
Film kareleri üzerinden okumalar yapılacak “Filmlerdeki Fotoğraflar” 19 Ocak’ta AkSanat’ta olacak.
Ayın atölyesi, “Neden Fotoğraf Çekiyoruz?”; Arzu Yayıntaş’ın gerçekleştirecek olduğu programda, Fotoğrafın tarihsel süreci, dönüşümü ve kişisel albümler üzerinde çalışmalar yapılacak. 6 gün sürecek olan program Perşembe ve Cuma günleri gerçekleşecek.
Salon İKSV’de iki sezondur süren edebiyat toplantıları: Ubor Metenga Buluşmaları devam ediyor. 17 Ocak 20:00′de İçeriye Bakan Kim Kitabı ile Mehmet Günsur’un öykü dünyasını inceleyecekler.
Ruha Dinelti İş Sanat’ta
Bu ay İş Sanat’ta gerçekleşecek olan şiir dinletisi Nazım Hikmet şiirleri üzerine. Atilla Birkiye’nin hazırladığı dinleti 16 Ocak’ta gerçekleşecek, programın müzik direktörlüğünü Serdar Yalçın yaparken, Metin Belgin, Bülent Emin Yarar ve Hakan Gerçek şiirleri seslendirecekler.
Geçmiş Zaman Müzikleri – Şevval Sam konseri 24 Ocak’ta.
Ünlü oda orkestralarından ACADEMY OF ST MARTIN IN THE FIELDS & JULIA FISCHER, 28 Ocak’ta gerçekleşecek. Yalnız konser biletleri tükenmiş durumda.
Sergilenenler
Sürrealist Ressam yeniden İstanbul’da: Dali bu sefer Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesinde. Sabancı müzesinde düzenleme, yanlış ışıklandırma gibi nedenlerle hayal kırıklığı yaratan serginin Mimar Sinan’da ressamı tam yansıtacağına inanıyorum. Museu Del Prado’da hayranlık uyandıran tablolarını gördükten sonra gözlerim gerçek bir Dali Sergisi arıyor ülkemizde de.
Ertuğrul Ateş’in retrospektif sergisi 6 Ocak’ta İş sanat Kibele Salonunda görülmeye başlanabilecek.
İstanbul Modern’de “Tekinsiz” fotoğraflar var bu sıra. 22 Ocak’a kadar sürecek olan sergide Türkiye’nin yeni dönem 6 kadın sanatçısının Tekinsiz fotoğraflarını görebileceksiniz.
Mutlu, Huzurlu ve Sanat dolu bir yıl olsun,
Sevgiler,
Tuğba Makina.
Ve Artık Yeni Bir Evimiz Var
3 Ekim 2011 Pazartesi
ARTIK YILBAŞININ SAHİBİ EKİM
Hayattaki her şeyin, bir gölgesi, bir de kokusu vardır. Cazın kokusu ise hakikaten başka, ismi ağır gelip burun bükenler bile duyduklarında caz olduğunu bilmeden eşlik ediyorlar parçalara. New Orelans’tan büyüyüp, hikayesine hiçte uygun olmayan bir şekilde dünyayı saran bir koku caz. 13 Ekim Perşembe CRR’da Arild Andersen Trio ve Babylon’da The Ray Gelato Giants ile başlıyan festival son günü 23 Ekim Pazar günü Moda Terasta Cazlı Brunch ile güne başlayıp Babylon’da Timuçin Şahin Quartet, Aksanatta Social Inclusion Band, Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayın’da Charles Llyod New Quartet ve Avishai Cohen “Seven Seas” ile sona eriyor. Festival programında yer alanlardan, ZAZ biletleri satışa çıktığığ gibi tükendi, Froy Aagre, Kerem Görsev, İlhan Erşahin, Alp Ersönmez, Timuçin Şahin, Boğaziçi Caz Korosu ve Charles Llyod New Quartet kaçırılmayacak performanslardan. Ne yazıkki, hepsine gitmek mümkün olmayacak ama seçmekte epey zor olacak...
Film Ekimi bu sene 10. Yaşını kutluyor ve bu kapsamda ilk kez İstanbul dışında 5 şehiri de 2011 Festival kapsamına dahil ediyor. Film Ekimi bülteninde “Filmekimi seçkisi 13-16 Ekim'de İzmir YKM Cinebonus, 20-23 Ekim'de Bursa Burç ve Konya'da Kule Site Sineması, 27-30 Ekim'de Trabzon'da Cinebonus Forum Trabzon ve Diyarbakır'da Avrupa Sineması'nda izleyicilerle buluşacak. İstanbul dışındaki kentlerde yapılacak gösterimlerin programı, ağırlıklı olarak Avrupa filmlerinden oluşacak.” şeklinde açıklanıyor. Alternatif senaryoları olan Başka Bir Dünya ve Aşkın Formülü Yok gibi filmlerin listede yer alması, festivalin gücünü arttıranlardan olmuş. Benim dikkatimi çekenler, Aşkın Formülü Yok, Salgın, Melankolia, Jane Eyre, Başka Bir Dünya ve Hem 2012 Oscar adayı hem festivalin açılış filmi olan Yaşam Savaşı.1 Temmuz 2011 Cuma
BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞUM BEN
Bir var
Bir yokmuşum ben

Bir yedi kat göktekilerin iplerinde sallanır
Bir yedi kat diptekilerin ateşlerinden atlarmışım ben
Yokmuşum ben
Varmışım ben
İçimde bir bulantı ile Sarter’ın ruhdaşı olurmuşum bazen
Sonra tedavi edip “Ben”i
Rand’ın kaleminden damlarmışım bazen
Evvel zamanlardan gelen
Kalbur samanlardan geçen
Akıllarda var, gerçekte yokmuşum ben
Bir var bir yokmuşum ben
Geceleri rüyamda Tanrı’nın ellerinden tutarmışım bazen
Tuğba Makina' Yok Zamanlar
23 Haziran 2011 Perşembe
XXI Mimarlık Tasarım ve Mekan Dergisi - 100 Yüze
gider. Geçen gün de sıcak bir tesadüfle mailimde bir dergiye rastladım.Bir mimarlık dergisi, “XXI Mimarlık Tasarım ve Mekan Dergisi”.
Sektörel dergilerin en önemli özelliği profesyoneller kadar, hizmeti alan kişilere de hitap etmesidir. Teknik detaylar, yeni ürünler, profesyonel bakış açıları… Ve normalde elde edemeyeceğiniz birçok ayrınıtıyı bu dergiler sayesinde elde edebilirsiniz.
Derginin 100. Sayısı şu an yayında, sloganları “100. Sayıda 100 Yüze”. Derginin bu sayısında Galatasaray Stadyumu, Forum İstanbul, Kanyon gibi hepimizin yakından bildiği projeler için, diğer mimar ve tasarımcıların yorumlarının yanı sıra ilgici çekici detaylar hakkında bilgilerde var. Mimarlık dünyasına bu sektörde olmayanlar olarak ne kadar uzak olsakta, içinde yaşadığımız alanları şekillendirdiklerinden olsa gerek, aslında çok da yakınız. Belki tamda bu nedenle ne çeşit tasarım olursa olsun, merak ediyor ve uzak kalamıyoruz.
Dergiye www.xxi.com.tr adresinden ulaşabilirsiniz. Ayrıca dergide Tasarımcı Otto Von Busch’un yazdığı Tasarım Hediyesi isimli yazıyı da okumanızı tavsiye ederim.
Keyifli okumalar,
Tuğba Makina
23 Nisan 2011 Cumartesi
23 NİSAN'DA BİR MİSAFİRİMİZ VAR...
Naz 5 yaşında, 'Geleceğin Yıldızı Sensin! Ne Olmak İstersin?' resim yarışmasına katıldığı resmi bizimle paylaşıyor...
Çocukların istismar edilmediği nice bayramlara...
Sevgiler,
Tuğba Makina
20 Nisan 2011 Çarşamba
BUGÜN BİR AĞAÇ DİKSEK
Tek başıma ne yapabilirim demeyin, elinizden geleni yapın. Çöplerinizi kategorilerine göre ayırın,
kâğıtlara, plastiklere, camlara, atıklara ayrı torbalar yapın. Gereksiz yere elektronik eşyaları açık bırakmayın, mümkünse fişlerini çekin ve en önemlisi katkı sağlayamıyorsanız bile doğaya zarar vermeyin...PEKİ, BUGÜN DOĞAYA BİR KATKIDA BULUNSAK VE ALIŞVERİŞ SEPETİMİZE BİR FİDAN EKLESEK NASIL OLUR?
TEMA vakfı çok cüzi ücretlerle hediye fidanlar, meşeler dikiyor ve bunların sertifikalarını istediğiniz ada düzenleyerek size gönderiyor.
İsterseniz para bağışı yapabiliyor ya da vakıf gönüllüsü de olabiliyorsunuz.
Bu bağlantı üzerinden bağış sayfasına ulaşabilirsiniz :
http://www.tema.org.tr/Sayfalar/BizeKatilin/BagisYapin.html
Hediye olarak solacak çiçekler göndereceğinize birbirinize adınıza ağaçlar dikin... Tabii her şeyin yeri farklı diyenler olacaktır, o zaman ikisini de yapın siz :)
Sevgilerle,
Tuğba Makina
5 Nisan 2011 Salı
Nisan Rüzgârı
Festivali Havası...
Nisanın vazgeçilmezi film festivali geldi bile. Festival açılışında da üzerinde durulan ‘Emek Sineması’nın bu sene de festivalde olmaması büyük kayıp, ümidimiz bir dahaki festivalde yeniden ‘Emek’teki gösterimlere gidebilmek. Seçilen filmler birbirinden kaliteli, hele bir gala programı var ki, programı gördükçe “keşke işim bu etkinlikleri takip etmek olsa” diye iç geçiriyorum.
Festivalde, özellikle Sinemada İnsan Hakları Yarışması kategorisi ilgi çekici filmleri bünyesinde toplamış. Festival benim için, Pazar günü Opera yönetmeni Kasper Holten’ın Mozart’ın Don Giovanni eserini çağdaşlaştırması ile ekrana yansıttığı ’Juan’ adlı filmle başladı. Ve ikinci filmim ‘Son Gece’ idi; Keira Knightley, Sam Worthington, Eva Mendes’in
başrolünü paylaştığı film ilişkiler üzerine sorgulamalarla örülü, harika olmasada lezzetli bir filmdi; filmin sonunda sanırım filmde bir problem oldu ve son sahneyi göremedik ama yine de olağan bir problem diyip geçmek istiyorum. Benim diğer biletlerim, ‘Uyku Hastalığı’, ‘Aşkın İkinci Perdesi’, ‘Mutluluğun Peşinde’, ‘O Zaman ve Şimdi’ ve ‘Siyah Venüs’ filmlerine. Keşke gidebilsem dediğim diğer filmlerin içinde; ‘Portakallar ve Günışığı’, ‘Daha İyi Bir Dünya’, ‘Beni Asla Bırakma’, ‘Hayatımız’, ‘Araf’, ‘Cebimde Kan Var’, ‘Aşk Suçu’, ‘Copacabana’, ‘Ekonomanyak’, ‘Su Bile’, ‘Haykıran Adam’ var. Birde çocuk menüsünde ‘Rüyalarımı Çaldılar’ diye bir yapım var ki festivalde gidemesem bile mutlaka izleyeceklerim arasında. Bugünlerde, dünya rüyaları çalınan çocuklarla doluyken, belki bir damla umut olur bu masal hepimize... Aksanatta’da festival havası esiyor bu ay, ‘7. Kısa Film Festivali: Ödüllü Filmler’, 7-17 Nisan aralığında Akbank Sanat binasında.
Tiyatorada...
Ali Poyrazoğlu Tiyatrosunda sahnelenen “Az Sonra” adlı oyuna gittim geçenlerde. Oyuna geçmeden önce, tiyatroda tavandan sarkan örümcek ağlarını ve bir koltuk için birden fazla kişinin elinde bilet olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Oyun tam da Ali Poyrazoğlu tarzında; ironik, düşündürücü ama cinselliğin çokça ön plana çıkartıldığı bir yapıda. Yani şaşırmıyorsunuz fakat eğleniyorsunuz. Bir sosyal-komedi olan oyun, magazin medyasının özel hayatlara nasıl saldırdığını ve bu sırada kendi içlerinde geçen savaşları anlatırken, halkın bu programlara rabet gösterirken neleri kaçırdığını ironik bir şekilde gösteriyor.
Devlet tiyatrolarında son olarak izlediğim oyun ‘Profesyonel’, kusursuz oyunculuk ve güzel bir senaryo ile oldukça etkiledi beni, özellikle Yekin Dikinciler’in duruma göre yaptığı doğaçlamalar, oyunun adına yaraşır şekildeydi. Oyunculukların yanında (ki oyunculuklara söyleyecek bir şey bulamıyorum, sadece tebrik edilebilir), sosyal içeriğin duygusal bir şekilde işlenmesi ama duyguların tek düzeyde yığılmaması oyunun en güzel yanlarındandı. Devlet Tiyatrolarında ‘Ne dersin Azizim’ ve ‘Baştan Çıkarma’ ve İBB Şehir Tiyatrolarında, aylardır oynandığında bir türlü bilet almayı başaramadığım ‘İstanbul Efendisi’ ve ‘İntiharın Genel Provası’ bu ay yine takibime aldıklarımdan.
Tiyatro Stüdyosu kendi sloganı ile aktarmak gerekirse "yirminci yılını, bir yakın klasikle, Anton Çehov’un Vanya Dayı adlı oyunuyla kutluyor..." Nisan ayında 3 kez perde açacak oyun, Kadıköy Halk Eğitim Merkezi, Akatlar Kültür Merkezi ve Kozyatağı Kültür Merkezi (Gönül Ülkü-Gazanfer Özcan)’nde oynanacak.
Mekan Artı’da oynanacak olan ‘Aynada Kendi İle Karşılaşan Milyonlarca Ayna’ tanıtımı ile merakımı cezbetti, tanıtımı kadar iddialı bir oyun sergilenirse, nasıl bir oyun izleyeceğimi hayal edemiyorum. Tanıtımı aynen alıntılamak istiyorum ki ne dediğim anlaşılsın, ‘...21.yy ucubesi insanın aynada gördüğüne ne kadar tahammül edebileceğini sorgulayan çağdaş eser, tecavüzün insan varlığında zannedilenden ne kadar çok bölgeyi delebileceğini ve bu deliklerden içeri oluk oluk akan kinin nelere yol açabileceğini en sansürsürsüz haliyle anlatıyor’.
Cazz
Ve yine cazz... Türkiye’de gerçekten çok kaliteli cazz yapılıyor. Kerem Görsev, İlhan Erşahin ve Fatih Erkoç benim büyük zevkle dinlediklerim. Bu ay da birçok cazz konseri var.

Hayal Kahvesinde Alp Ersönmez.
Kerem Görsev Türkan Saylan Kültür Merkezinde vereceği konserin yanısıra, Borusan Müzik Evi’nde Seder Erçetin ile birlikte sahnede olacak.
CRR’da İlhan Erşahin's Silver ve Eddie Henderson.
Kısa Kısa...
24-25 Haziran’da gerçekleşecek olan James Blunt konserinin biletleri satışa çıktı.
Evita müzikali 12-24 Nisan arası sahnelenecek. Birçok kez sahnelenmiş ve sinemada oscara layık görülmüş bu müzikal ayın kaçırılmayacaklarından.
16 Nisan’da İşsanat’ta Yansımalar grubu, bu kez karşımıza Senfonik orkestra ile çıkacak.
Ali Akay’ın küratörlüğünü yaptığı ‘Binaların Arasındaki Şehir’ sergisi 6 Mayıs’a kadar Akbank Sanatta.
Yapı Kredi Kültür Merkezi Nisan programı bu ay dolu dolu olanlardan.
Grafik Sanatçısı Mengü Ertel’in sergisi ‘Tepe Tepe Kullanıyorum Hülyalarımı’ 23 Nisan’a kadar sergilenmeye devam edecek. Merih Akoğul konuşmaları Nisan ayında da devam ediyor, bu ay yaptığı programlardan ‘Günümüzde Fotoğraf’ın konuğu, Nadir Ede.
Prof. Kemal İskender’in konuşmacılığını yapacağı, ‘Sıradışı Bir Ressam: Pieter Bruegel’ 25 Nisan’da.
Nisan o kadar dolu ki, zaman dursun istiyorum bu ayda. Hepimizin esen rüzgârdan nasibini alacağı bir ay olsun...
Tuğba Makina
16 Şubat 2011 Çarşamba
FİKİR İLE ZİKİR
Hiç zamanım yoktu aslında. Uzun zamandır bitiremediğim yazılarım var daha ama duramadım; içimde kabaran öfkeye ya sabır çektirerek okudum, izledim Orhan Çeker’in tecavüz açıklamalarını.
Gazetede haberi okuyunca, kelimelerle oynanmıştır belki dedim, bu kadar değil yani! O kadarmış meğerse, televizyonu açtığımda bas bas kendini savunuyordu, “doğru söylüyorum, doğru söze de bir şey denmez” diyecek kadar iyi sindirmişti (!) anlaşılan ilahi kavramları da, insani kavramları sindirdiği gibi…
Tecavüz, başkasının hakkına el uzatmaktır (TDK’yı açıp bakmasını öneririm) ve kişiler yaptıkları eylemlere göre yargılanır ve ödüllendirilirler, yaptıkları için inananlar hesaba çekilir ya da sevap kazanırlar.
Modern yasalar ve dini kurallar, toplum huzurunu korumak için kişilere eşit yaklaşılmasını öngörür. Herkese eşit yaklaşan, insana karşı sevgiyi öğütleyen dinlerin, kimlerin elinde nasıl yok olduğunu izlemek ayrıca endişhe ve üzüntü verici bir nokta ama misyonu araştırmak olan birinin bu cümleleri kurabilecek halde olması, üniversitelerin halini de bir kez daha sorgulatıyor açıkçası.
Şimdi Orhan Bey’in kızına tecavüz edilirse suç, sokaktaki fahişeye tecavüz edilirse değil öyle mi? Yani birilerine haksızlık olan birilerine müstehak mı? Evlilik içi tecavüzlere bu gibi zihniyetler yüzünden maruz kalıyor kadınlar. Kabul edilebilir değil…
Madem tecavüzün nedenini bu kadar iyi biliyor Orhan Bey, daha ergenlikten çıkmamış hatta bebekken kız çocukları tecavüze uğruyor, nedenini biliyor mu acaba? Dünyada istatistiklerine göre erkeklerin %10’u tecavüze uğruyor, neden peki? Horoza tecavüz ederken öldürmüştü geçen sene biri, haberlerden hatırlayanlar vardır, onu da Horoz tahrik etti bu anlayışa göre. Güzellik nasıl bakanın gözündeyse, çirkinlikte öyledir! Biri sapıksa buna kılıf aramak gereksiz.
Milletvekillerinin tecavüz suçlularına önerdikleri cezada aliyyülâlâ kanımca… Doğru suçlu bulunduğu zaman tabii.
Cesaret ile cehalet arasındaki çok ince bir çizgi var ve tahsil cehaleti bile almıyor bazen ne yazık ki…
Her şey bir yana beni en çok Orhan Bey’in sapıklığa kılıf arıyor olması noktası düşündürüyor açıkçası…
Umarım hakkettiği muameleyi gerekli merciler tarafından görür kendileri.
Güzel bakın ki güzel göresiniz, çirkinlik sıçramasın üzerinize.
Tuğba Makina
6 Ocak 2011 Perşembe
EVSİZ - SANAT
Şehirde hayat durmuyor; şehrin, günlerin değişmesini pek umursuyormuş gibi bir hali de yok zaten. Yılın başlangıcı ve bitişi takvimdekilerden farklı şehir için ve o tam da yıl ortasını yaşıyor şu sıralar aslında.
Devlet tiyatroları benim göz bebeğim, bunu artık herkes biliyor sanırım. Bu nedenle plan
yapmadan, ilk iş Devlet Tiyatrolarına bakalım. Robin Hawdon’un yazdığı, Levent Özdilek’in Koca Mack olarak başrolünü oynadığı “Karanlık İşler”, başarılı bir mafya komedisi. Birçok alanda eli kolu olan Koca Mack’in hem dansçısı hem sevgilisi olan Mandy’nin evinde başlayan ve biten hikâye oyun içinde oyunla dolu, karıştırılan sevgililer, illegal paralar... Her şeyden haberdar olduğunu sanan Koca Mack’in sonu da cabası. Cüneyt Çalışkur’un yazdığı “Kredi Kartı Vak’aaaaa”, kredi kartı borçlarını parası olduğu halde ödememekte ısrar eden bir adamın sosyal sorgulaması üzerine kurulu. Bir Uğur Polat sever olarak performansını abartıyor olmam olası, fakat sorgulama üzerine kurulu ve sahne olarak durgun sayılabilecek bir oyunu sonuna dek izletebilmek her oyuncunun harcı değil diye düşünüyorum. Benim bir sonraki biletim Cezmi Ersöz’ün yazdığı, Kürşat Alnıaçık’ın oynadığı “Kendi Kendine Konuşmaktır Aşk” oyununa. Bir dipnot, halen izlemeyenler varsa “Ölüleri Gömün”e mutlaka bir bilet alsın...Guiness rekorlar kitabına, en uzun süre sahnelenen tek kişilik
oyun olarak giren, 35 ülkede sahnelenen ve ülkemizde geçen sene oyuncu Alper Kul'un oynadığı Caveman-Mağra Adamı'nı bu sene Şevket Çoruh sahneliyor. Alper Kul'dan izlerken son derece keyif aldığım oyunun bu seneki performansını merak ediyorum açıkçası... Oyun,20 Ocak'ta ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi Kemal Kurdaş Salonu, 22 Ocak İstanbul BKM ve 26 Ocak'ta Bursa Teyyare Kültür Merkezinde sahnelenecek.Farid Farjad, nâm-ı diğer “Kemanı Ağlatan Adam” yeniden Kültür Üniversitesi Akıngüç Oditoryumu ve Sanat Merkezinde olacak. Her ne kadar bazı kesimlere mâl edilmeye çalışılsada (öyle bile olsa) sanatın “–ci” olmasına izin vermeden dinlemenizi dilerim kendisini. Ben her dinlediğimde içimde bir yerlere deydiğini hissediyorum.
Pera Müzesi şu sıralar iki sergiye ev sahipliği yapıyor; “Frida Kahlo ve Diego Rivera” ve “Çarlık Rusyasından Sahneler”. Sanatçılarının 40 yapıtından oluşan ve ilk kez Türkiye’de yer alan sergileri olan Frida Kahlo ve Diego Rivera ile ilk kez İstanbul’da sergilenecek olan St. Petersburg’daki Rus Devlet müzesinin koleksiyonundan seçilen yapıtlardan oluşan “Çarlık Rusyasından Sahneler” 20 Mart’a kadar görülebilir.Kısa kısa...
İş Sanat’ta, 13 Ocak Perşembe akşamı Händel’in Üç Tenoru konserini ve 17 Ocak Pazartesi Bedri Rahmi Eyüboğlu Şiirleri Dinletilerini takip edebilirsiniz.
Aksanat’ın barok müzik günlerinde ise ay sonuna kadar Hande Soner, Eclipse Lynda Sayce, Jorge Jimenez’i dinleyebilirsiniz.
Tiyatro Kedi'nin sahnelediği Kibarlık Budalası halen izlemeyenler için gösterimlerine devam ediyor.
21 Ocak'ta Ata Demirer BKM'de gösterilerine başlıyor.
Vücut dünyası sergisi Body Worlds yoğun talep üzerine uzatıldı, sergi Karaköy Antrepo 3'te.
...
Biz sıcak yerlerimizden bu yazıları okur, etkinlikleri takip ederken gelen soğuklarla birçok evsiz sokaklarda soğuktan ölüyor. Belediyeler evsizlere yardımcı olmak için sıcaklığın -4 dereceye düşmesini bekliyorlar. Koltuklarında oturup açlık sınırını belirledikten sonra insanları bu maaşa mahkum edenler, aynı şekilde insanları soğuktan ölmeye mahkûm ediyorlar. Entelektüellikten bahsedip, yazılar yazıp, organizasyonlarda gezerek, gittiğimiz yerleri anlatmaktan ibaret değil yaşam; çevremizde olup bitenleri de görmemiz lazım. Birilerinin bu ayıba son vermesi için ne yapabiliriz düşünmemiz lazım...
Hepimiz için sıcak bir kış ayı olması dileğiyle…
Tuğba Makina
29 Ekim 2010 Cuma
14 Ekim 2010 Perşembe
KADER DEĞİŞTİRİLEBİLİR Mİ?
İlginç ama bugünlerde Fikri Mühim* bu konu için bir forum sayfası açtı. Kader değiştirilebilir mi? sorusuna verdiğiniz cevap ile girdiğiniz sitede, değiştirilebilir ve değiştirilemez diyenlerin ilginç yorumları var. Benim en çok dikkatimi çeken nokta değiştirilebilirliğine inancın şu an ki oranla %63 olması. Çünkü geçen sene ülkemizde bir basın kuruluşu tarafından yapılan ‘ülkenin geleceğini nasıl görüyorsunuz’ araştırmasında, ülkenin ve dolayısıyla kendini geleceğini olumsuz gören cevaplar ağırlıktaydı (bu şekilde açıklanmıştı sonuçlar). Yani ülkede geleceğini göreceli olarak değiştiremeyeceğini düşünen bir çoğunluk var, ama yine çoğunluk iş kendi kaderine geldi mi değiştirilebilir buluyor; ironik. Bu nedenle forumu incelerken daha çok değiştirilebilir diyenlerin yorumlarını merakla okudum.
En ilginç (belki de doğru kelime ironik olmalıydı) gelenlerden bir ikisini paylaşmak isterim;
“Kader degistırdıgımızı sanıyoruz fakat asıl kaderımız o degıstırdıgımız dır...”
“şöyleki Kader çizgisi Allah tarafından çizilir ve biz bu çizginin dışına çıkamayız.Ama hayat bizim hayatımız bize verilen bir sınav süresi kağıdı istediğimiz gibi doldururuz ister iyi ister kötü sonucun katkısı bize.Yaptığımız hal ve hareketler ise bu çizgiye yön verir yanlızca.Oturduğumuz yerde kaderin bizi bulmasını bekleyemeyiz bunun için bi uğraş bi çaba harcamalıyız desemde kendim çok kaderceyim.İstediğimiz gibi değildir çoğu zaman kabul ama ona ayak uydurabiliriz yada o bize ayak uydurabilr:)Gidişatımızla belirleriz bunu kaderinizi beklemeyin benim gibi hayatınız beklemekle geçer:)))”
Benim yorumum mu? Bence kader dediğimiz şey başlangıcı ve sonu belli bir güzargahta istediğiniz yoldan gitme özgürlüğüdür. Bir boyama kitabını boyamak gibi; bazı çizgiler vardır geçemeyeceğiniz ama resmi çerçevesi mi belirler, yoksa içindeki boyama mı? Hayatı çerçeveden ibaret görüyorsanız hiçbir şeyi değiştiremeyeceğinize inanırsınız, buda yetmez insanları da umutsuz hale sokmak için etrafta bir huzursuzluk makinası gibi gezersiniz, ama boyamaysa/renklerse resmi resim yapan sizin için, o zaman başlarsınız hayatınızı boyamaya.
Ahiret ile ilgili çeşitli formlarda da bildik gelecek bir kıssa vardır hatırlarsınız; Bir gün Hz. Ali Efendimiz, namaz kılmış giderken müşriklerden biriyle karşılaşır. Müşrik Hz. Ali Efendimize şöyle der: “ Ya Ali! Şu sizin halinize bakıyorum da düşünüyorum. Ahiret var, insan bu dünyada yaptıklarından bir bir hesap verecek diye, namaz kılıyorsunuz, oruç tutuyorsunuz; Cennet var, Cehennem var diyorsunuz... Ben bunların hiç birine inanmıyorum. Hem aramızda ne fark var, sende yaşıyorsun, bende yaşıyorum. Sizin bu kadar çabanız nedir? Her gün vaktinde namaz kılacağım, oruç tutacağım diye bu kadar çaba niye? Hz. Ali Efendimiz bütün bunları vakar ve sükûnetle dinledikten sonra şu cevabı verir: “ Farzet ki, öldükten sonra dirilmek yok. Bizim imanımız var. Farzet ki senin dediğin gibi dirilmek yok. Senin dediğin çıkarsa, o zaman ben bu yaptıklarımdan ne kaybederim. Namaz kılıyorum, dinimin emrini yerine getiriyorum, oruç tutuyorum. Bunlar benim kulluk vazifemdir. Bundan dünyada hiçbir zarar görmüyorum. Ahirette bir zararım olur mu, ne dersin?... Adam biraz düşündükten sonra, olmaz, dedi. Oruç tutuyorum. Burada senin gözünde bir zarar görüyor musun? Hayır der. Zekat veriyorum, hem dinimin emrini yerine getiriyorum, hem de fakir, muhtaç insanlara yardım etmiş oluyorum. Bundan benim kaybım olur mu? Ne dersin? Adam hayır, olmaz, der. Ya ahiret varsa! Burada yaptıklarında hesabı varsa, imandan, namazdan, oruçtan, zekattan haktan, hukuktan, insan yaptığı işlediği her davranıştan hesaba çekilirse, ya bütün bunlar varsa! Ki var. O zaman ey adam, o zaman senin halin nice olur?
Kıssadan hisse: ya kaderi değiştirebiliyorsak gerçekten ve bir ömrü değişmeyeceğine inanıp geçirmişsek, ömrümüzün son demi pişmanlıklarla dolu olur.
Bu ilginç foruma sizde bakmak, katılmak, yorumda bulunmak isterseniz buraya tıklamanız yeterli olacaktır.
Sevgiler,
Tuğba Makina – Ekim’10
* Fikri Mühim : WOM (Word of Mouth) pazarlama strajesine dayalı bir nevi online araştırma şirketidir.
-Not: aldığım yorumlarda imla dahil hiçbir düzeltme yapmadım.
2 Ekim 2010 Cumartesi
EKİM GELDİ ŞEHRE NEFES GELDİ
Sinemalar yeni vizyona girenlerle canlanırken, Film Ekimi biletleri 2 Ekimde satışa çıkıyor, 1 Ekimde ki ilk oyunuyla Devlet Tiyatroları perdeleri 2010-2011 sezonuna açıyor, 23 Eylül’de başlayan Akbank Jazz festivali 12 Ekime kadar devam ediyor ve ayın son günü Kitap Fuarı açılıyor, daha da listemize sığmayanlar var ...
Film Ekimi
Festivallere aşina olmayan ama katılmak isteyenlerin çoğundan “çok sanatsal, açmaz beni” gibi önyargılar duyarsınız. Burda işin acı yanı sanatsallıkla-sıkıcılık aynı eksende değerlendirilir. Böyle düşünenler için diyebilirimki, Film ekiminde ki filmler diğer festivallere göre vizyona daha yakın; vizyonun kalitelilerinin toplaması belki de.. Filmlere gelince benim seçtiklerim;

1 Ekimde perdelerini 2010-2011 sezonuna açan Devlet Tiyatroları, sezona geçen seneki kadar

Akbank Jazz festivali her seneki gibi dolu dolu, performansların yanı sıra festival kapsamında3 boyut furyasına birde Türk filmi katıldı; “Cehennem”. Konu itibari ile insanların içindeki cehennemleri göz önüne sermeye çalışan film, korku türünde olması ile pek benim tarzım olmasada, bizdeki ilk örneği olması açısından merak ediyorum.
Kitap Fuarı
Ekim yine tüm doluluğu ile geldi hayatımıza, bazen yoğunluk nefesimizi kesecek kadar bile olsa, o sırada yaşadığımızı hissettiriyorsa ne mutlu bize.
Her ne kadar küresel ısınma ile mevsimlerimiz birbiri içine geçmiş ve biz mevsimleri hissedemediğimizi söylesek dahi herkese güzel sonbaharlar dilerim.
Sanat ve mutluluk dolu bir Ekim olsun.
Tuğba Makina – Ekim’10 - İstanbul
29 Ağustos 2010 Pazar
İHANET
Hiç bir zaman olması gerektiği gibi değiller, yakın bile değiller.
Birbiri arkasında yaşadığımız bu hayatlar,
tarih olarak yığılmış, türlerin israfı,
ışığın ve yolun tıkanması,olması gerektiği gibi değil,
hiç değil, dedi.
Bilmiyor muyum?
diye cevap verdim.
Uzaklaştım aynadan.
Sabahtı, öğlendi, akşamdı.
Hiçbir şey değişmiyordu.
Her şey yerli yerindeydi.
Bir şey patladı,
birşey kırıldı,
bir şey kaldı.
Bukowski
Elleri saçlarında, öylece bakıyordu aynaya, yüzünde ifade yoktu. Gözleri ile aynadaki yansımasını takip ediyordu, karşısındaki sanki bir yabancıydı; daha önce hiç karşılaşılmamış bir yabancı. Parmakları ile saç uçlarını tarıyor , aynadaki yüzün hatlarına hayranlıkla bakıyordu. Ne kadar da güzeldi, kendine iltifatlar yağdıracak ve bunu kimsenin yadırgamayacağı kadar duru bir güzelliği vardı. Neye yarardı? Soğuk bir gülümseme yayıldı bir anda tenine, aslında gülümsemeye hiç de benzemeyen bir şeydi yüzündeki.
Zihninde olanlar dışında bir şey değildi tüm bunlar, her şey düşünceden ibaretti. Bu durumda nasıl oluyordu da, olanlar daha üzerlerinde rütuş yapamadan kontrolünden çıkıyordu. Oysa, ne kadar çok istemişti olanları çok daha önce sonlandırmayı.
Saçlarını bıraktı, sırtını dikleştirdi, ellerini kontrolsüzce dizlerine bıraktı, tuvalet aynasının üzerindeki fotoğraflara baktı, ne kadar da gereksizdi fotoğraflar. Düşündü, bir zamanlar her anın fotoğraflanmasını isterdi... Şimdi ise fotoğraflar olmamalıydı. Yaşananların tek kanıtı, içinde duran bir yün yumağı gibi birbirine sarılmış hikayelerden ibaret olmalıydı; öyleki red ettiğinde kanıtlamaya yetecek hiçbir şey kalmamalıydı.
Olanlar durgun bir deniz gibi serilmişti karşısında ve biliyordu ki, bu hayat ona ait değildi. An gelipte tüm bunlara inanabilecek miydi diye düşünüyordu uzun zamandır. Red ettiğinde gerçeği, ortadan kalkacağına inanbilecek miydi? O’nun gibi...
Dikkatlice aynaya baktı, yataktaki yansımasını gördüğü adamı bir zamanlar sevmiş olamazdı. Gerçeği red edebilen birini, hayatına, yatağına kadar alabildiğine, ona hak etmediği bir dürüstlüğü, hakkıymış gibi verdiğine inanamıyordu. İnanmayı red ettiğinden, yanlış gördüğünü düşünmek isteyişi yüzünden aynı odadalardı şu an. İkiside, red ediyordu bir şekilde.
Yeniden aynada kendine baktı, buz gibiydi hatları, hissiz. Kalktı, yatağa yöneldi, pikeyi sıyırıp bir yalanın yanına uzandı. Neyi test ediyordu? Neye hazırlık yapıyordu? Kendi içinde bile net değildi. Yatağındaki yabancı bir şeyler söylüyordu, seçemiyordu kelimeleri, duyduğu sadece uğultuydu. Yüzüne baktı, gördüğü şey gülümsemeye benzemiyordu ama teknik olarak gülüyordu. Değişik bir şey geziyordu yüzünde dışa vurulmaya çalışılan ama içeri duyulan bir kin gibi. Bulaştırmak istercesine içindekini, elini kadının tenine değdirdi adam. Bir iğrenti ile irkildi ve hiçbir şey söylemeden kalktı yataktan kadın. Adamın yüzü dalgalanmış, çıkarttığı uğultu gittikçe boğuklaşmaya başlamıştı.
Kapıya yönelen kadın odadan çıkarken, yataktaki yarı doğrulmuş adama baktı; yüzünde hiçbir his yoktu, içinde de. Emin olmaktan ilk kez bu denli rahatsızdı sadece. Tek kelime etmedi, bir an “neden böyle davrandığını” soran sesi uğultudan ayrıştırdığında, güldü; katıksız, neşesiz ama tam bir gülüştü üzerindeki, karşıdakini çıldırtabilecek kadar gerçek bir gülümseme. “Git” dedi. Bunu söylemiş miydi? yoksa zihnindeki seslerle mi karıştırmaya başlamıştı olanları? Seçemedi. Kendi sesini duymak istercesine tekrarladı ardından “Git!” ve ekledi, “İnsana karşı duyduğum saygıyı yitirmeme sebep olmadan git!” .
26 Temmuz 2010 Pazartesi
KELEBEK ZAMANI
Hiç mi bir şey yok ki demeyin şimdi; var tabii hem de büyük organizasyonlar. Fakat yazın şehir o kadar dağınıkki, ya istediklerinizle o ortamı paylaşamıyor yada organizasyon sırasında siz gidemeyecek yerlerde oluyorsunuz.
Caz Kokusu
Temmuzda Buika performansı ile biten Jazz Festivali vardı ki, tatil planımla çakıştığı için beklediğim çoğu etkinliğe katılamadım yazıkki. Grace Jones’un harika sahne şovları ve güçlü sesi, Seal ve illa ki Jazz vapuru festivalin en gözdeleriydi, Buika’yı da es geçmemek lazım tabii.
Opera Şehre İndi
Saraydan Kız Kaçırma, Zaide, Fatih Sultan Mehmet , Köroğlu operaları ile bu yıl DenizBank sponsorluğunda ilki düzenlenen organizasyon, eleştirmenlerden iyi not almasada, beklenenden fazla ilgi gördü. AkSanat yaz aylarında da kapanmıyor
21 Temmuz’da Aksanatta 29. Günümüz Sanatçıları İstanbul Sergisi açıldı. Sergide, Nermin Adanır, Tansu Akmansoy, Hasan Salih Ay, Müge Bilgin, Sibel Horada, Gülderen Depas, Ferit Furuncu, Aslıhan Özdemir, Emrah Şengün, Ayşe Topçuoğulları, Deniz Üster’in eserleri yer almakta.
Akbank 7. Kısa film festivali başvuruları başladı, başvurularda 4 Aralık 2010 son tarih.
Rumeli Hisarında tiyatro
Zincire Vurulmuş Prometheus, “İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, Ruhr 2010,
Stiftung Zollverein ve Atina Festivali’nin ortaklığında gerçekleşen PROMETHIADE projesi kapsamında, İstanbul 2010 Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetmenliğinin yapımcılığında Uluslararası alanda üne sahip Theodoros Terzopoulos yönetmenliğinde”* , Yetkin Dikinciler ve Türk – Yunan oyunculardan oluşan kadrosuyla 26-27-28 Ağustos tarihlerinde, Atina festivalinden sonra sadece 3 oyun için Rumeli Hisarında olacak.Konserler
31 Temmuzda Kozzy ile Natalie Cole, True Blue Loca’da yalnızca 8 kişiye şarkı söyleyecek, bilet fiyatları dudak uçuklatacak cinsten; biletixde bilet fiyatı 1,575.00 TL.* Konser performanslarını çok merak ediyorum açıkçası.
Turkcell Kuruçeşme arena konserleri 28 Temmuz – 7 Ağustos arasında gerçekleşecek. Benim seçtiklerim, Anadolu Ateşi ve Funda Arar.
Sinemaya can gelmiyor
Suçu DVD’lere mi atmalı (bizi filme doyurdular), yoksa krizlere mi, emin değilim ama sinema sektöründe yolunda gitmeyen bir şeyler var. Gelen filmlerin hepsi birbirini tekrar eden nitelikte. Yeni bir bakış açısı, yeni bir çekim barındıran bir tek film gözükmüyor; vampirler, dünyayı kurtarmaya çalışan iyi insanlar ve aşıklar... hep sonu tahmin edilebilir şekilde karşımızdalar. Konuları geçtimde, konular öyle bir film haline getirilseki bizde “işte bu” desek keşke.
Alacakaranlık kuşağı devam ediyor, serinin 3. filmi olan Tutulma (Eclipse), temmuz başında gösterime girdi, çıtır çerez niyetine bir film serisi bu vampir efsanesi, “aşk her koşulda” diye diye üç bölümdür aynı şey etrafında dönüyor.
Leonardo Di Caprio’nun başrolünde oynadığı Başlangıç (Inception)’ın eleştirileri oldukça iyi yönde, bilim kurgu – aksiyon tarzındaki filmin IMDB’deki notu 9.3/10.
Büyük Hata (Chloe) , ABD – Fransa- Kanada ortak yapımı olan, Julianne Moore’un başrollerinde oynadığı, gerilim – dram türündeki film 2009 yapımı olmasına rağmen gösterime yeni düşenlerden.
Yaz zamanı bana ne yapsam yetmiyor, etkinliklerin yoğunluğunun azlığına inat içimdekiler daha çok şey görmek istiyor. İçimde kelebekler mi var ne :)
Keyifli günler dilerim.
Tuğba Makina
* Biletix etkinlik tanıtımından alınmıştır.



